Yıllar önce “Yazdığın yazı anında karşı tarafa geçecekmiş” demişlerdi de ne yalan söyleyeyim inanamamıştım. Bizim kuşak teknolojideki hızlı gelişime tanık oldu.
Bizim kuşak kısa dalga radyo ile büyüdü.
Siyah beyaz televizyonun ardından renkli televizyonla tanıştı.
Telemisafirleri ağırladı-misafir oldu.
Hiç unutmam arkadaşım Engin Koçali’nin evlerinde uzaktan kumandalı televizyon vardı. Ders çalışmak için evlerine gittiğimizde görmüştüm. Ama o zamanki uzaktan kumandanın yaklaşık 2 metrelik kalın bir kablosu vardı.
Saat 18.15 de Radyoda yayınlanan Çocuk Program saatinde bizim mahallede dışarıda oyun oynayan çocuk göremezdiniz, çocuklar evde radyo başındaydı. Hele Radyo Tiyatrosu her evde ailece mutlaka dikkatle dinlenirdi. Haberleri TRT Radyosunun 19.00 Ajansından öğrenirdik.
Manyetolu telefonla postaneye bağlatırdık arayacağımız kişiyi… Haber geçmek için ‘Acele ödemeli basın’ diye postanedeki memura yazdırırdık… Aradan 15–20 dakika geçince postaneye “Hanımefendi acele ödemeli basın yazdırmıştık ne oldu?” diye sorardık… “Hatlar yoğun” cevabını alır çaresiz beklerdik… Ankara’da, İstanbul’da bir yakınınızı aradığınızda mutlaka 2–3 saat beklenirdi.
Komşumuz Seher Abla postanede çalışırdı, ona rica (!) ettiğimizde aradığımız kişi hemen bağlanırdı… Hani derler ya mutlaka bir tanıdığın olacak diye, işte öyle bir şey…
‘İşte öyle bir şey’ denilince kısa bir not olarak tabiî ki Erol Evgin’i anmamak olmaz ve ardından Barış Manço, Kurtulan Ekspres, Moğollar, Cem Karaca… Barış Manço sayesinde Dünya Turu yaptık. Diş fırçalamanın önemini, ıspanağın faydalarını öğrendik…
*** *** ***
Manyetolu telefondan dijital telefona geçiş ani oldu.
Siyah beyaz televizyondan renkli televizyona da geçiş biraz zaman aldı. Uzaktan kumandalıydı, 37 ekrandı, 52 ekrandı, plazmaydı, LCD falan derken şimdi takip edemez olduk.
Yıllar önce “Yazdığın yazı anında karşı tarafa geçecekmiş” sözüyle başladık nereye geldik. Dijital telefonla birlikte teleks devreye girdi. Şimdiki nesil nerden bilecek teleksi…
Öyle herkeste yoktu teleks, büyük şirketlerde vardı. Daktilo benzeri bir cihazdı. Yazdığın yazı karşı taraftaki telekste tıkır-tıkır seslerle kâğıda çıkıyordu. Hatta onun bir şeridi vardı delikli tuhaf bir şey hala ne olduğunu anlamış değilim.
Faks ile tanıştık, hani yazdığın yazı karşı tarafa geçecek denilen alet… Anlatıldığında anlayamıyorduk, algılayamıyorduk.
Ama kısa sürede öğrendik ve kullanmaya başladık. Fakat çok pahalıydı 12 taksitle bir faks almıştık sanki araba taksidi öder gibiydi… Fotoğrafı geçemiyorduk ama haber metnini anında geçiyorduk. Bu arada “Acele ödemeli basın” telefon yazdırması o zaman hala devam ediyordu…
*** *** ***
Bilgisayar girdi dünyamıza, o zaman gazete için bilgisayar aldığımızda bir çok tanıdığımız nasıl bir alet diye görmeye gelirdi. Birisi; “Ya bu bilgisayarlarda virüs varmış sanada bulaşmasın aman dikkatli ol” demişti.
Gülüp geçmiştim…
Karabük’te bilgisayarı en iyi bilen HBK dediğimiz Hasan Basri Kurtoğlu arkadaşımız vardı. Kardemir’de çalışıyordu. Karabük Endüstri Meslek Lisesi Elektronik Bölümü mezunuydu ama kendisini yetiştirmişti.
HBK hakkında anlatacaklarım bitmez, o başlı başına bir konu…
Engin Koçali ve Ernur Bilge’de bilgisayar konusunda çalışmalar yapıyordu.
Bilgisayarda 2–3 gündür bir arıza vardı, Engin’e söyledim “Yarın uğrar bir bakarım” dedi. Engin o zaman babasının Bijon ve Makine Fabrikasında çalışıyordu.
Karabük ilçeydi, Kaymakamda rahmetli Ömer Lütfü Özaytaç, bir gün gazeteye ziyarete geldi. Kaymakamla sohbet ederken içeri, iş elbisesiyle Engin girdi, elinde de yağlı bir üstübü bezi… Bilgisayarın başına geçti 3–4 dakikalık işlemden sonra “tamam” dedi…
Kaymakam bey bir anlam veremedi şaşırdı, hemen Kaymakam beyi bilgilendirdim, Engin’le tanıştılar sohbet ettiler; “Bu gördüğümü başka yerde anlatsam bana inanmazlar” dedi.
*** *** ***
Haberi daha önce acele ödemeli basın diye bağlattığımız telefonla yazdırmak yerine daktiloda yazıyor, faksla geçiyorduk. İşimiz biraz kolaylaşmıştı. Hiç olmazsa telefonda ara sıra “Adapazarı çık aradan” diye bağırdığımız olmuyordu.
Ama resim gitmiyordu işte, Karabük’teki bir haber 3 gün sonra gazetede haber oluyordu. Resimi çekiyorduk, fotoğrafçıya banyo yaptırıp karta bastırıyorduk zarfa koyup İstanbul otobüsüne veriyorduk.
Bilgisayarımız vardı resimi bilgisayardan göndermek aklımıza hiç gelmiyordu. Ki o zaman ne Karabük’te nede Türkiye’de böyle bir uygulama yoktu… HBK bir akşam sohbet ederken “Aslında bilgisayardan bilgisayara resim gönderilebilir” dedi… İşte o akşamki sohbette geçen bu konuşma bir dönüm noktasıydı. O zaman Sabah Gazetesi Karabük muhabirliği yapıyordum, Sabah Gazetesi Yurt Haberler Müdürü Ali Birerdinç’e anlattım. “Atilla burada kaç tane bilgisayar mühendisi var, burada kaç tane teknik uzman var biliyor musun?” diye sordu, yani onların yapamadığını siz mi yapacaksınız aslanım demek istemişti…
Bunu birkaç defa Ali ağabeye anlattım, sonunda bir deneme yapalım dedi. HBK Karabük’te bilgisayara kurduğu programın nasıl kullanılacağını gösterdi ve 3 disket verdi. “Git İstanbul’daki bilgisayara kur” dedi. Hemen o gece İstanbul’a gittim. Sabah Gazetesi’nde bir bilgisayarın başına geçtim. 3 dakika içinde Karabük’ten gönderilen resim İstanbul’daydı…
O zaman internet Türkiye’de kullanıma başlamamıştı. Telefon hattıyla bilgisayardan bilgisayara resim göndermiştik… Karabük bir ilki gerçekleştirmişti. O zaman bana bir teklif geldi, bu sistem tüm bürolara kurulacaktı. Büyük bir projeydi, ben haberciydim, bilgisayar konusunda HBK uzmandı… Tek başına gerçekleştirmem çok ama çok zordu, HBK’da Kardemir’den ayrılmak istemedi…
Bu arada şunu söylemeden de duramayacağım; HBK Kardemir’den ayrılmak istemedi, Kardemir ise HBK’nın değerini bilemedi… dedim ya HBK ile ilgili yazacağım o kadar çok konu var ki…
*** *** ***
Bizim kuşak İnternet ile tanıştı. İnternetin ilk kullanıcıları İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerdi. Karabük’te internet nasıl başladı?
Bizim kuşağın gördüğü-yaşadığı bu baş döndürücü değişime ayak uydurmak zordu, ama mecburduk kısa dalga radyodan başlayıp, internete uzanan bir süreci yaşadık.
İnternet ile ilgili yazımda görüşmek üzere…


